Posts Tagged With: Pazar

yalıkavakta ki yürüyüş rotam..

Şu anda Nisan ayındayız ve ben fena halde Deniz kenarı özlemi çekiyorum. Her sene bu mevsimlerde yaşadığım bir durum. Bütün kışın birikiminden mi kaynaklanıyor ya da yoğun iş tempomun verdiği stressden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama bu aylarda kendimi, herşeyi bırakıp gitmemek için zor tutuyorum.

Durum böyle olunca ilk aklıma gelen yer Bodrum. Neredeyse her yaz Bodrum ve Yalıkavaktayım. Yıllar önce ilk gittiğimde çok sevmiyordum burayı, sıkıcı geliyordu ama her sene gene de geliyordum ve bende buraya karşı farklı bir çekim gücü olduğunu hissettim. Zamanla alıştığım içinmidir nedir bilmiyorum, hatta bir keresinde de yine bahar aylarından birinde dayanamayıp gelmiştim ama Yalıkavak hayalet şehir görünümde olduğundan bana çok itici gelmişti. Sonraları buna da alıştım. Yalıkavakta 1-2 gece kalmak bana iyi geliyordu, sonrasında da Bodruma geçiyordum.

Yalıkavak merkeze ilk geldiğim anda Otobüs ya da dolmuştan indiğim an, o heyecan tarif edilemez. Boş otogara bakmak, beyaz evleri görmek, pazar yerinden geçmek ve koşar adımla sahile yürümek ilk dakikalarda bile dinlenmeme yetiyor.

Biraz deniz kokusu biraz dalga sesi ve nefes almak paha biçilemez.. Kısa bir çarşı turundan sonra dolmuşla, kaldığım eve geçip asayişi kontrol eder, bir süre oyalanır dinlenirdim. Ev bahçesi, üzüm ağacı, kaldığım sitedeki değişiklikler herşeyi incelerdim. O havayı doyumsuzca içime çekerdim.

 

..ve sıra evden çıkıp yalıkavak merkeze doğru yürümeye gelirdi..

 

Yürüyüş ayakkabılarım, güneş gözlüğüm, telefonum herşey tamam.. Siteden ana caddeye çıkar, yanımdan geçen dolmuşların kornasına aldırış etmeden deniz manzarası ile yol kenarından yavaş yavaş yürürüm. Bazen köpekler çıkar tedirgin olurdum hatta bir keresinde fena halde kovaladılar beni ama Allahtan kaçabildim. Yalıkavak Belediyesi bu konuda çok yetersiz ne yazık ki.. Neyse değişik bir anı olmuştu benim için 🙂

Siteden çıkınca ilk uğrayacağım yer az aşağıdaki denize girilen bölge.. iskele kışın batmışmı, şezlonlar ne durumda, çay içilen mekan hala açıkmı, zeytin ağaçları ne durumda, sahilde ki yosunlar yerinde duruyormu kontol edilir.. 🙂

Oradan ayrılıp bir süre yürüdükten sonra bir deniz seyir noktası gibi yere gelinir. Yalıkavağın karşı kıyısı, masmavi bir deniz, cırcır böceklerinin sesi, marinada ki teknelerin uzaktan görüntüsü herşey mükemmel… O seyir noktasında güneşin batışı sırasında yer bulamazsınız. Buna benzer bir yerde Yalıkavak girişinde vardır. Orası yarım adaları tepeden görür ve burası kadar güzel bir yerdir. Şu an bulunduğum yerde her zaman 1-2 fotoğraf ve video çekerim..

Seyir noktasından devam edince artık merkeze geliyor sayılırsınız. İlk önce çimentepe ve sonrada diğer balık restoranları, çocuk parkı gibi yerler vardır yol kenarında ve bu alanların hepsi deniz kenarındadır. Düşünsenize çocuğunuzun salıncağa binip denizi seyrederek oyun oynadığını, temiz hava aldığını.. Yaşadığımız büyük çöplüklerin hangisinde böyle bir imkan var. Böyle durumlarda kendi adıma söylemek gerekirse eğer hep düşünmüşümdür hala da düşünüyorumdur Ankarada yaşamak zorunda olmasaydım, çalıştığım sektöre Bodrum, Kuşadası Fethiye gibi yerlerde de devam etme imkanım olsaydı, 1 dakika düşünmez buralara yerleşirdim. Yiyeceğin, havanın denizin herşeyin en tazesi en güzeli buralarda, Ege’de.. Neyse konuyu dağıtmadan yürüyüşümüze devam edelim, yol boyu belli aralıklarla iskeleler var ve her noktasına adım atarak nefes almaya devam edelim… Bu güzergah bence süper…

Bu güzel manzaraların tadını çıkararak yürüdükten sonra Yalıkavak merkeze ulaşmış olursunuz. Merkeze girerken ister cadde üzeri gidin isterseniz de benim gibi motor yat hastasıysanız marina içinden geçebilirsiniz. Eski marinayı oraya gidenler bilir açık alan ve daha az beton yapı vardı. 2013 de yapılan marina ise biraz daha beton yığını oldu maalesef..

 

 

Yalıkavak merkeze gelince günlerden perşembe ise Yalıkavak pazarına uğramayı ihmal etmeyin, kesinlikle mükemmel. Tıpkı Bodrum pazarı gibi.. Yalıkavak merkez ile ilgili daha sonra bir yazı daha yazacağım ve merkezden daha ayrıntılı fotoğraflar paylaşacağım. Şimdilik tadına doyamadığım bu yürüyüş rotam bitti, merkezde gezdikten sonra iskele cafe’de çay ve tost zamanı.. Sağlıcakla kalın 🙂

 



Reklamlar
Categories: Hepsi, Nisan 2014 | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Karadeniz Rize Çayeli Tarafları..

Karadeniz Rize Çayeli Tarafları..

Karadeniz.. Ey gidi Karadeniz diye boşuna demedikleri yer.. “100 metre ileride” yerine “100 metre geride” tabelaları ile gülümseyen, “Of’luyuk direk yukarıya bağlıyuk” cümlesiyle güldüren orjinal insanların olduğu yer..
Kaç zamandır Karadeniz’e gitsem ya da en azından 2-3 gün mini bir gezi yapsam diye düşünürken kendimi Trabzon uçağında 28F koltuğunda buldum..
iPod da Karadeniz’in en güzel şarkıları eşliğinde kiraladığım arabayla Rize tabelasını gördükçe heyecanım fırtına deresi gibi çoştukça çoştu.. O kadar heyecanlıydım ki birazdan patlayacak yağmur dahi keyfimi kaçıramazdı. Gerçi o yağmur 2-3 gün boyunca hiç bitmedi ve çamlıhemşine geldiğimde rafting yapamadım ama buna bile sevindim çünkü bir daha ki gelişime bahane olacaktı rafting 🙂
Karadeniz’i anlatmak sayafalara yetmez o yüzden ben bu yazıda Rize Çayeli Pazar Çamlıhemşin Ayder güzergahından bahsedeceğim. 2 – 3 güne bunları sığdırmak bile zordu zaten. Tadı damağımda kaldı.. Trabzon havaalanından inip kiralık araca nasıl bindim kendimi Rize yolunda nasıl buldum hiç bilmiyorum.. Yolda tabelalarda Rize Ayder Pazar Çayeli Kaçkar gibi yazıları gördükçe çoştum son ses karmate ve Kazım Koyuncu şarkılarının en güzelleri açıldı. İlk durak Rize merkezde kısa bir turdu. Adres sorduğum herkes çok anlayışlıydı uzun uzun detaylı detaylı anlatılar. Güldürdüler.. İnsanlık hâli sıkışıyorsun bazen bir umumi tuvalet buldum kapısında yazan “müzikli umumi wc” yazısı 2-3 günün ne kadar keyifli geçeceğini bir kez daha kanıtladı bana 🙂

Rize’de bastıran şiddetli yağış bir kuru fasülyecide mahsur bıraktı kısa süre.. Gidecek arkadaşlara önerim Rizede balık pide ya da köfte tarzı bir şeyler yiyin; yöresel ürünleri de tercih edebilirsiniz. Kuru fasülyeyi Çayeline saklayın.. Rize merkezde kültür merkezinin karşısında sahil kenarında sahil iskele cafe diye bir mekan var orada oturup bir yorgunluk çayı kahvesi içebilirsiniz, tost vb yiyecekler, dondurma nargile gibi imkanlarda var. ister taburede ister sandalyede ister salıncakta isterseniz de armut koltuklarda oturma imkanınız var. Samimi bir ortam gazete keyfi ve manzarası harika.. Tavsiye ederim.

Biraz Rize de dolaştıktan sonra sahil şeridinden devam ederek çay eline geldim. Kalacak yer olarak hem sahile hemde çarşıya yakın Sahil Otel diye bir yer var, uygun fiyatlı küçük temiz bir otel. Bazı tur firmaları da müşterilerini bu otele getiriyor. Tavsiye ederim.

Oldukça şirin bir ilçe, sahil kasabası gibi.. Bir sabah erken uyandım, küçük yerlerde sabah erken kalkınır esnaf erken dükkan açar diye bilirim ama bu kural çayeli için geçerli değil sanırım. Sabah 8.30 da dükkanlar tek tük açılıyordu.

Biraz çarşıyı gezdim sonra sahildeki dalga kırana yöneldim.. Dalga kıranın sonuna doğru uzunca yürüdüm. Deniz fenerinin altına geldiğimde 3 tarafımda denizlerle kaplı heybetli korkutucu bir “kara” deniz  vardı önümde.. Biraz oturdum kayalıklarda etrafı Deniz’i seyrettim.. Egenin denizi akdenizin denizi insanı hiç ürkütmezken, rengi insana mutluluk verirken karadenizin rengi insanı ürpertiyor sanki.. Oralarda sohbet ettiğim birisi demişti bizim asabiyetimiz bu denizin rengi ve kapalı havaların çokluğundan geliyor diye, doğru söyledi sanırım.

Gök gürlemeye başlamasıyla dalgalar hafiften şiddetlenmeye başladı, dalgakıran tehlike arz etmeye başlayınca geri döndüm.. Merkezden ev aralarındaki tarlalara doğru ilerledim oralarda dolanırken yaşlı bir teyze yaklaştı “ha bu saatte ne arisun burda uşağım” demesiyle sohbet başladı, keyifli mi keyifli.. bir bardak çayını da içtim ve dolaşmaya devam…
Karadenizin genelinde bu uygulanıyor sanırım Çayelinde de dikkatimi çekti 2 metre kare yeri bile insanlar değerlendiriyor, hemen o kadarcık alana mısır ekiyor altına kabak ekiyor, düz toprağı verimli şekilde kullanıyor. İç Anadolu’da uçsuz bucaksız kuru bozkırda kimsenin bir halt yaptığı yok.
Bir sonraki yazım Çamlıhemşin ve Ayder ile ilgili olacak.. Şimdi Çayelinden fotoğraflar..
Categories: Ağustos 2013, Hepsi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: