Posts Tagged With: yeşil

Kaçkar Dağı Tırmanışı

Şehir hayatının koşuşturmacasında her tatil fırsatını 2 gün dahi olsa değerlendirmeyi ihmal etmediğimi bu sitede sık sık söylüyorum ve herkese de tavsiye ediyorum. 1 gün 2 gün demeyin imkanınız varsa gezin, imkanınız yoksa da sokaklarda boş boş gezin sağlıklı yaşam için bu çok gerekli.. Ben her fırsatta tercihimi deniz kenarından yana kullanırım ama bazen farklı kaçamaklarda yapabiliyorum. Son 3-4 yıldır Trekkinge merak saldım ve amatör olarak başlayıp kendimi geliştirdim. Küçük büyük bir çok yürüyüşe katıldım, ufak yürüyüşleri yazmayı düşünmüyorum, çoğu insana sıkıcı gelebilir neticede dağ taş tepe birçok insan için… benim için böyle değil ama sağlıklı bir yaşam için yürüyüş, temiz hava, farklı bir deneyim biraz da doğada tek kalırsak ne yapmak gerek şeklinde küçük dersler çıkarıyorum kendime.. Neyse bu yürüyüşlerin zorluk seviyeler oluyor, hiç bir zaman profesyonel oldum ben demedim çünkü değilim, yarı amatör devam ediyorum ve kendi çapımda birşeyler yapıyorum. Bunlardan bir tanesi de Kaçkar zirveye tırmanış oldu.. Çok farklı bir tecrübeydi benim için. Yürüyüş ekibindeki arkadaşlarla çantalarımızı hazırlayıp Ankaradan Rizeye doğru yola çıktık, orada bizi bekleyen diğer arkadaşlarla Ardeşende buluşup kampımızın başlangıç yeri olan Olgunlar Yaylasına geçtik. kısa bir yürüyüşün ardından Olgunlar Yaylasında ilk gecemizi geçirmek üzere çadırımızı kurduk. Ağustos ayında gittik ama oldukça serindi diyebilirim. Bu birinci günün sonunda ilk gece çadırda yatarken bir küçük misafir geldi, pek küçük sayılmazdı ama ilginç bir durumdu 🙂

Ertesi gün yani 2. gün Olgunlar yaylasından çıkıp uzun bir yol yürüdük. Nastaf ‘da biraz dinlendikten sonra yola devam ettik. Her yer su ve şelale.. Dağın eteğinde ki şelaleden gelen suyu doya doya içmek harikaydı.. Nastaf’da rakım 2375m. civarında ve yukarı çıktıkça bitki oranı azalıyor. Yol boyu çalılıklarda ki ahududular bizi eşlik etti, yemeye doyamadık diyebilirim. Sırf bu güzergahta yürümek için bile tekrar oraya gitmeye değer.

Yol boyu dağ manzaramız eksik olmadı ve su boldu. Yöre halkı yürüyüş yapılan mevsimlerde katırcılık ile kendilerine ek gelir elde ediyor. Yükü ağır olan arkadaşlar ister yürüyüş boyunca ister sadece belli bir rota için katırcı ile anlaşıp yükünü verebiliyor. Fiyatların pek ucuz olduğu söylenemez ama yükünüzü hafiflettiği kesin. Ben ilk 2 gün yükümü taşıdım. Dobe ve dilberdüzü taraflarında katır kiraladım. Fiyatı 50 tl civarındaydı.

Sabahtan başlayıp öğleden sonra biten yürüyüşten sonra Dilberdüzü yaylasına ulaştık ve hemen çadırımızı kurduk, yemek hazırlıklarına başladık kimisi portatif ısıtıcı ile yemeğini ısıtırken kimisi de konserve barbunya ve ekmek ile takıldı. 2. günüzmüzdü ve iyi beslenmemiz yorgunluğumuzu atmamız gerekiyordu çünkü ertesi gün Kaçkar zirveye çıkılacaktı.

3. Gün’e çok erken saatte başladı, önümüzde uzun bir yol var ve yorucu.. güneş doğmadan yola çıktık. ilk durak Kaçkar Büyük Deniz Gölü bir diğer adı da Kaçkar Buzul Gölü.. Göl o kadar mavi ki fotoğraflar anlatmaya yetmez yerinde görmek lazım. Gölün altı buz tabakası ile kaplı olduğu ve beyazımsı maviliğin buradan geldiği söyleniyor. 2005 ‘de göl derinliğinin 60 metre olduğu ve dibinin buz olduğu için dalış yapılmasınında zor olduğu söyleniyor. internette bu göl ile ilgili çok bilgi bulunmakta.. Buzul gölünden sonra kayrak taşların olduğu bir vadiden zorlu bir yürüyüş ile Kaçkar Zirveye varıyoruz. Ben burada konuyu uzatmamak için sanki hemen varmışız gibi yazıyorum ama oldukça zor bir etap oldukça yorucu bir parkurdu. Gördüğümüz manzara aldığımız temiz hava harikaydı ama zorluğu ve tehlikesi de azımsanamayacak kadar vardı. Ekipteki bazı arkadaşlar okjijen çarpmasından dolayı zirveye çıkmadan bırakmak zorunda kaldılar ve bizim dönüşümüzü beklediler. Şimdi biraz fotoğraflar..

Zirve dönüşü de, çıkışı kadar zordu zaten bu tarz yürüyüşlerde en zor kısım dönüştür denilebilir. Uzun bir dönüş yolu sonrası Dilberdüzü kamp alanına vardık ve o gece nasıl uyudum hatırlamıyorum, hatta yemek yiyip yemediğimi bile hatırlamıyorum 🙂 Ertesi gün tatlı bir yorgunluk vardı herkesin üzerinde ama sanki üstümüzden bir yükte kalkmış gibiydi. Kazasız belasız zirveye çıkmıştık ve artık dönüş zamanıydı. Geldiğimiz güzergah olan Olgunlar yaylası üzerinden Dobe ‘ye geçiş yaptık. Olgunlara yaklaştıkça güzergahta ki Ahududular bize enerji verdi. Şelalelerden kana kana su içtik, tertemiz. Buz kütleleri üzerinden geçtik, kimi zamanda kayarak indik. Akşam Dobe yaylasına vardık ve çadırlar kuruldu, çay, yemek ve ateş başında sohbet ile geceyi bitirdik.

5. Gün Dobe’de uyandık, herkeste bir yorgunluk vardı, bu durum iyice kendini belli ediyordu. Katırlarda dahil 🙂 Kolay değil 5 gün dağda yiyecek sınırlı, uyku tulumu ve soğuk geceler, dünyanın yolu.. Toplam kaç km yürüdüğümüzü ölçmek istiyordum ama şarj konusu da sıkıntılı olunca bunu yapma şansım olmadı. Dobe’den yola çıktıktan sonra büyük bir göl daha karşıladı bizi, bu gölün adını hatırlamıyorum ama kavrun yayla gölü diyenler vardı, Tam olarak ismi nedir bilmiyorum, ekipten arkadaşlar bu gölde biraz serinlediler, soğuk su iyi geldi diyebilirim. 5 gün boyunca akan nehirde duş niteliğinde terimizi attığımız olmuştu zaten,gitmeden son kez bir de burada girelim dedik. Bu süre zarfında biraz mola verdikten sonra Kavrun Yaylasına devam ettik. Köye yaklaştıkça başka turist kafileleri de görmeye başladık ve sonunda 5. günün bittiğini Kavrun Yaylası tabelası ile anladık.. Bana vakit ayrırdğınız için teşekkürler 🙂

Reklamlar
Categories: Ağustos 2014, Hepsi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

yalıkavakta ki yürüyüş rotam..

Şu anda Nisan ayındayız ve ben fena halde Deniz kenarı özlemi çekiyorum. Her sene bu mevsimlerde yaşadığım bir durum. Bütün kışın birikiminden mi kaynaklanıyor ya da yoğun iş tempomun verdiği stressden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama bu aylarda kendimi, herşeyi bırakıp gitmemek için zor tutuyorum.

Durum böyle olunca ilk aklıma gelen yer Bodrum. Neredeyse her yaz Bodrum ve Yalıkavaktayım. Yıllar önce ilk gittiğimde çok sevmiyordum burayı, sıkıcı geliyordu ama her sene gene de geliyordum ve bende buraya karşı farklı bir çekim gücü olduğunu hissettim. Zamanla alıştığım içinmidir nedir bilmiyorum, hatta bir keresinde de yine bahar aylarından birinde dayanamayıp gelmiştim ama Yalıkavak hayalet şehir görünümde olduğundan bana çok itici gelmişti. Sonraları buna da alıştım. Yalıkavakta 1-2 gece kalmak bana iyi geliyordu, sonrasında da Bodruma geçiyordum.

Yalıkavak merkeze ilk geldiğim anda Otobüs ya da dolmuştan indiğim an, o heyecan tarif edilemez. Boş otogara bakmak, beyaz evleri görmek, pazar yerinden geçmek ve koşar adımla sahile yürümek ilk dakikalarda bile dinlenmeme yetiyor.

Biraz deniz kokusu biraz dalga sesi ve nefes almak paha biçilemez.. Kısa bir çarşı turundan sonra dolmuşla, kaldığım eve geçip asayişi kontrol eder, bir süre oyalanır dinlenirdim. Ev bahçesi, üzüm ağacı, kaldığım sitedeki değişiklikler herşeyi incelerdim. O havayı doyumsuzca içime çekerdim.

 

..ve sıra evden çıkıp yalıkavak merkeze doğru yürümeye gelirdi..

 

Yürüyüş ayakkabılarım, güneş gözlüğüm, telefonum herşey tamam.. Siteden ana caddeye çıkar, yanımdan geçen dolmuşların kornasına aldırış etmeden deniz manzarası ile yol kenarından yavaş yavaş yürürüm. Bazen köpekler çıkar tedirgin olurdum hatta bir keresinde fena halde kovaladılar beni ama Allahtan kaçabildim. Yalıkavak Belediyesi bu konuda çok yetersiz ne yazık ki.. Neyse değişik bir anı olmuştu benim için 🙂

Siteden çıkınca ilk uğrayacağım yer az aşağıdaki denize girilen bölge.. iskele kışın batmışmı, şezlonlar ne durumda, çay içilen mekan hala açıkmı, zeytin ağaçları ne durumda, sahilde ki yosunlar yerinde duruyormu kontol edilir.. 🙂

Oradan ayrılıp bir süre yürüdükten sonra bir deniz seyir noktası gibi yere gelinir. Yalıkavağın karşı kıyısı, masmavi bir deniz, cırcır böceklerinin sesi, marinada ki teknelerin uzaktan görüntüsü herşey mükemmel… O seyir noktasında güneşin batışı sırasında yer bulamazsınız. Buna benzer bir yerde Yalıkavak girişinde vardır. Orası yarım adaları tepeden görür ve burası kadar güzel bir yerdir. Şu an bulunduğum yerde her zaman 1-2 fotoğraf ve video çekerim..

Seyir noktasından devam edince artık merkeze geliyor sayılırsınız. İlk önce çimentepe ve sonrada diğer balık restoranları, çocuk parkı gibi yerler vardır yol kenarında ve bu alanların hepsi deniz kenarındadır. Düşünsenize çocuğunuzun salıncağa binip denizi seyrederek oyun oynadığını, temiz hava aldığını.. Yaşadığımız büyük çöplüklerin hangisinde böyle bir imkan var. Böyle durumlarda kendi adıma söylemek gerekirse eğer hep düşünmüşümdür hala da düşünüyorumdur Ankarada yaşamak zorunda olmasaydım, çalıştığım sektöre Bodrum, Kuşadası Fethiye gibi yerlerde de devam etme imkanım olsaydı, 1 dakika düşünmez buralara yerleşirdim. Yiyeceğin, havanın denizin herşeyin en tazesi en güzeli buralarda, Ege’de.. Neyse konuyu dağıtmadan yürüyüşümüze devam edelim, yol boyu belli aralıklarla iskeleler var ve her noktasına adım atarak nefes almaya devam edelim… Bu güzergah bence süper…

Bu güzel manzaraların tadını çıkararak yürüdükten sonra Yalıkavak merkeze ulaşmış olursunuz. Merkeze girerken ister cadde üzeri gidin isterseniz de benim gibi motor yat hastasıysanız marina içinden geçebilirsiniz. Eski marinayı oraya gidenler bilir açık alan ve daha az beton yapı vardı. 2013 de yapılan marina ise biraz daha beton yığını oldu maalesef..

 

 

Yalıkavak merkeze gelince günlerden perşembe ise Yalıkavak pazarına uğramayı ihmal etmeyin, kesinlikle mükemmel. Tıpkı Bodrum pazarı gibi.. Yalıkavak merkez ile ilgili daha sonra bir yazı daha yazacağım ve merkezden daha ayrıntılı fotoğraflar paylaşacağım. Şimdilik tadına doyamadığım bu yürüyüş rotam bitti, merkezde gezdikten sonra iskele cafe’de çay ve tost zamanı.. Sağlıcakla kalın 🙂

 



Categories: Hepsi, Nisan 2014 | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: